Bu Blogda Ara

5 Şubat 2021 Cuma

Eklem Sağlığı İçin Kolajen gerekli mi?


 Son günlerde basında yer alan reklamlar sonucunda hastalarımdan kolajen hapları ile ilgili çok sayıda soru almaktayım. 

Bu sorular içerisinde en önemlisi "Kolajen eklem sağlığı için faydalı mı?"

Evet kollajen eklem sağlığı için faydalı bir üründür. 

Ancak hangi kolajen?

Vücutta birçok doku yapısında farklı tiplerde kolajen yer almaktadır. Eklemlerde en çok bulunan kolajen Tip2 kolajendir. Yine çok popüler olan cilt kırışıklıkları için kullanılan kolajen ise Tip1 ve Tip 3 kolajendir. Tip 2 kolajen ile Tip 1ve 3 kolajen birlikte aynı ilaç içerisinde yer alamaz, bunlar bağırsaktan emilim sırasında birbirlerini kötü yönden etkiler. Bu nedenle elimizdeki kolajen ya cilt kırışıklığına iyi gelen Tip1 ve 3 kolajendir, yada eklem sağlığına iyi gelen Tip 2 kolajendir. Aldığınız ürünün içeriğini mutlaka kontrol etmelisiniz.

Kolajen eklem kıkırdağı için en etkili ürün müdür?

Kolajenin hasarlı eklem kıkırdağı üzerine faydalı etkisi vardır. Sağlıklı kıkırdaklara faydası olup olmadığı bilinmiyor.

Kolajen kullanmak ileride oluşacak kireçlenmeyi önler mi?

Bu konuda bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle sağlıklı insanların kullanmasını önermiyoruz.

Kolajen eklem kıkırdağı hasarında ilk kullanılması gereken en etkili ürün müdür?  

Kolajen diğer eklem kıkırdağı güçlendirici ürünler gibi besin katkı maddesi olarak Tarım Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmaktadır. Eczanelerde diğer ürünler gibi reçetesiz  olarak satılır. Besin katkı maddelerinin tamamının fiyatları ilaçlar ile kıyaslandığında oldukça yüksektir. Bu nedenle böyle bir ürün kullanmak niyetindeysek öncelikle doktor tavsiyesi çok önemlidir. Eklem kıkırdağı güçlendirilmesi için kullanılan ürünler arasında  daha etkili ürünler varken 3. sırada bulunan kolajen kullanmak için 1. ve 2. sırada bulunan ürünleri kullanmanız için tıbbi yönden sakınca olması gerekir.

Kulaktan dolma eksik bilgiler ile sağlığınızı ve paranızı tehlikeye atmayın, mutlaka doktorunuza danışın

25 Ekim 2020 Pazar

TOPUK DİKENİ (EPİN KALKANEİT) İÇİN EN SON TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Topuk Dikeni Nedir?

Topuk kemiği (Kalkaneus) altında diken şeklinde bir kemik çıkıntı oluşması ile sonuçlanan bir hastalıktır.

Topuk Dikeni Neden Oluşur?

Ayak tabanında bulunan ve topuk kemiğine yapışan “Plantar Fasya” adı verilen zarın topuk kemiğine aşırı çekme kuvveti uygulaması sonucunda topuk kemiğinde diken şeklinde kemik çıkıntı oluşmasıdır.

Topuk Dikeni Kimlerde Olur?

Topuk dikeni herkeste görülebilir. Genetik faktörler, aşırı kilo, taban çökmesi bulunan hastalarda daha fazla görülmektedir.

Topuk Dikeni Ağrısı Nasıl Bir Ağrıdır?

Özellikle sabah yataktan ilk kalkma anında topuğun altında oluşan ve yaklaşık 15-20 dakika boyunca üzerine basmayı zorlaştıran bir ağrıdır. Sonra yavaş yavaş azalır. Gün içinde uzun süre oturduktan sonra ilk ayağa kalkıldığında da görülebilir. Otururken ağrı oluşmaz. Sadece yürüme esnasında ağrı olur.

Topuk Dikeni Tanısı Nasıl Konulur?

Hastanın şikayeti ve topuk altına baskı ile ağrı oluşması muayene sırasında topuk dikeninden şüphelendirir. Çekilen röntgende diken şeklindeki kemik çıkıntı varlığı tanıyı doğrular.

Topuk Dikeninin Tedavisi Nasıldır?

Topuk dikeni tedavisi konservatif (ameliyat dışı) yöntemler ile tedavi edilir. Tedavi ile hiçbir zaman diken haline gelen kemik çıkıntı yok edilemez. Tedavide amaç ağrının giderilmesidir.

İlk olarak hastaya silikon topukluk ve ödem çözücü ilaçlar verilir. Başarı ihtimali %70-80 civarindadır. Ancak silikon topukluğun ömür boyu kullanılması gerekmektedir.

Eğer bu tedavi ile ağrı geçirilemez ise enjeksiyon tedavisi veya Fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Burada sıralama hasta ile hekim arasında kararlaştırılır.

Enjeksiyon tedavisinde dikenin bulunduğu bölgedeki ödemi ve ağrıyı geçirebilmek için  Kortizon enjeksiyonu uygulanabilir. Kortizon tedavisinin başarılı olma ihtimali %60-70 dir. Bu tedavi yöntemi 2 den fazla uygulanacak olursa plantar fasyada zayıflama ve yırtık gelişmesine, bunun sonucunda taban çökmense neden olabilir.  

Fizik tedavide plantar fasya germe egzersizleri ile ESWT olarak kısaltılan şok dalgası tedavisi kullanılabilir. Bu tedaviden de fayda görme oranı %60-70 dir.

Ameliyat tedavisinde; plantar faysa kısmi olarak kesilerek çekme gücü zayıflatılır. Ancak bu tedavi yöntemi taban çökmesine yok açabileceği için pek tercih edilmemektedir.

Topuk dikeninde Yeni Tedavi Yöntemleri:

Eğer hasta tüm diğer yöntemler sonucunda iyileşme elde edemedi ise Radiofrekans yöntemi ile ağrı sinirinin bloke edilmesi ( RF Nörotomi)  işlemi uygulanabilir. Bu tedavi yönteminde ağrının geçme ihtimali %80 -85 dir.

Bu işlem lokal anestezi altında Skopi cihazı ile görüntüleme yapılarak poliklinik şartlarında uygulanır. Amaç Topuğa ağrı duyusu veren Kalkaneal sinirin dallarının Radiofrekans Dalgaları yardımı ile körleştirilmesi işlemidir. 15-20 dakika gibi kısa bir sürede uygulanabilmektedir. Hasta aynı gün evine yürüyerek gidebilir. 1 günlük istirahat sonrası işine dönebilmektedir.



1 Ağustos 2020 Cumartesi

KARPAL TÜNEL SENDROMU

El parmaklarının hareket ve hissinin sağlanmasında önemli bir rolü bulunan ve median sinirin el bileği hizasında sıkışmasına verilen isimdir. Karpal Tünel Sendromu Sinir sıkışmaları içinde en sık görülen rahatsızlıktır.

Median sinir el bileğinin iç kısmında parmakları hareket ettiren tendonlar ile beraber karpal tünel denen dar bir alan içinden geçer. Görevi başparmak, işaret parmağı ve orta parmağın tamamı ile yüzük parmağının dış yarısının hissetmesini sağlamaktır. Ayrıca parmakların ince bir takım hareketleri yapmasını sağlayan kasların çalışmasında da rol alır.

Karpal tünel sendromu daha çok kadınlarda ve 40-60 yaş arasında daha sık görülür. Çoğunlukla belirgin bir sebep bulunamaz. Özellikle el bileğinin sürekli bükülü pozisyonda kaldığı durumlarda (daktilo, klavye, mouse kullanmak, elişi yapmak vb.) veya el ve el bileğine sürekli yük binen işlerde çalışanlarda daha sık görülür.

Ayrıca şeker hastalığı, romatoid artrit, hipotroidi, aşırı şişmanlık, gut gibi diğer başka problemlerin etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde vücut sıvılarının artması karpal tünel içinde basınç artışına bu da geçici olarak karpal tünel sendromu belirtilerinin oluşmasına yol açabilir.

Karpal Tünel Sendromunun Belirtileri Nedir?

Başlangıç döneminde ilk bulgular genellikle elde güçsüzlük, çabuk yorulma ve özellikle ilk üç parmağın tamamında ve 4. parmağın yarısında karıncalanma  hissidir. Karpal Tünel sendromu olan hastalarda ilerleyen dönemlerde ağrı şiddetlenirken parmaklarda uyuşmaların başladığı görülür. Ağrı ve uyuşukluk hissi genellikle geceleri hastayı uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilir ve belirtiler hasta ellini salladığında ve bileğini hareket ettirdiğinde azalır. Çok ilerlemiş vakalarda başparmak tabanı etrafındaki kaslarda erime ve buna bağlı başparmakta güçsüzlük ortaya çıkar. Hastanın sakarlık olarak tarif ettiği bardak tabak kırma miktarında artma meydana gelir.

Karpal Tünel Sendromunda Teşhis Nasıl Konulur?

Klinik muayene bulguları ve hastanın şikayetleri genellikle teşhis için yeterlidir. Ancak kesin tanı için sinir içindeki elektrik sinyallerinin taşınıp taşınmadığını gösteren EMG (elektromyografi) tetkiki de mutlaka yapılmalıdır.

Karpal Tünel Sendromunun Tedavisi Nedir ?

EMG tetkiki ile hafif -orta veya şiddetli sıkışma (karpal tünel sendromu) tanısı konulabilir. Hafif dereceli döneminde el bileği hareketlerinin kısıtlanması ve alınacak antienflamatuvar ilaçlar semptomları hafifletebilir. Kortizon enjeksiyonları da sinir etrafındaki şişlikleri azaltarak semptomların gerilemesine yardımcı olabilir.

Bileklik kullanmasına rağmen birkaç ay süresince geçmeyen hafif dereceli Karpal Tünel Sendromlarında ameliyat gerekir.

Orta veya şiddetli Karpal Tünel Sendromu saptandığında konservatif tedavi ile vakit kaybetmeden cerrahi tedavi gerekir. Orta dereceli sıkışması bulunan hastalarda genellikle ameliyattan hemen sonra ciddi rahatlama olurken, EMG de şiddetli şıkışma bulgusu olan hastalarda; ameliyat sonrası ilk ay içinde ameliyata bağlı şişlikler nedeni ile sinirdeki sıkışma devam edeceğinden şikayetlerde artma bile olabilir. Ancak ilk aydan sonra şikayetlerde belirgin bir azalma hissedilir. İyileşme dönemi sinirdeki hasara bağlı olarak 3-6 ay arasında değişebilir. Bazı çok ağır ve geç kalınmış olgularda ameliyattan sonra şikayetler azalmakla beraber tam olarak ortadan kalkmayabilir. Hastanın sigara içmesi, yeterince beslenmemesi, ileri yaşta olması gibi faktörler cerrahi tedaviden alınacak sonucu olumsuz olarak etkiler.

 


17 Temmuz 2020 Cuma

PRP


PRP(Platelet Rich Plasma) yani zenginleştirilmiş plazma tedavisidir. PRP halen plastik cerrahi, dermatoloji, diş hekimliği ve ortopedide çok çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır.
 PRP son yıllarda ortopedide  kıkırdak, tendon ve bağ iyileşmesi amacı ile başarı ile kullanılmaktadır.
 PRP nin içeriği;  Kişinin kendisinden alınan kan özel bir alet yardımı ile içerisine hiçbir katkı maddesi konulmadan birkaç dakika içerisinde  ayrıştırılmakta  bu kandan 5-7 cc civarında içerisinde yoğun iyileştirme ve ödem azaltıcı faktörlerin bulunduğu zengin plazma elde edilmektedir.

PRP ortopedik tedavide yaygın olarak eklem kıkırdağı hasarlarının tedavisi için kullanılmaktadır. Ayrıca kas, tendon ve bağ yaralanmalarının iyileşme süresini kısalttığı da bilinmektedir. Sporcularda bu amaçla kullanılmakta ve da spora dönüş süresini kısaltmaktadır.
PRP uygulama yöntemleri farklılıklar göstermektedir. PRP enjeksiyonunun en az 2 veya 3 kez tekrarlanması gerekmektedir. 

 Bu yöntem birkaç kez tekrarlandığında kıkırdak hasarına bağlı oluşan ağrı ve şişme ataklarının azaldığı hastanın hareket kapasitesinin belirli bir süre için arttığı bilimsel çalışmalar ile ortaya konulmuştur. Özellikle yaşlı hastalarda  protez ameliyatı  yaşı ileri atılmış, hastaya birkaç sene kazandırılmış olmaktadır. Tamamen doğal vucut sıvısı olan bu madde hakkında yapılan bilimsel çalışmalarda herhangi bir yan etki bildirilmemiştir. Bu nedenle kireçlenmesi bulunan hastalarda hasta fayda gördüğü sürece uygulanmasında herhangi bir sakınca yoktur. 
PRP ile elde edilen serum sarı renkli ve şeffaf bir sıvıdır. Eğer bu sıvı süt gibi koyu renkli ise hastanın Kan yağları(Trigliseritleri) oldukça yüksektir. Bu durumda hasta uyarılmalı ve kan lipid profili mutlaka ölçülmelidir.